Sokrates: Bugün Atinalılar içinde gerçek siyaset sanatını uygulayan bir benim sanıyorum, ya da birkaç kişiden biri benim; ben günümüzün tek siyasetçisiyim. Konuşurken karşımdakinin gözüne dirmeyi düşünmediğim, en hoş olanı değil, en iyi olanı gözettiğim, senin bana öğütlediğin o ustalıkları, o incelikleri kullanmayı istemediğim için, mahkemede söyleyecek bir söz bulamam, Polos'a söylediğim duruma düşerim ben de.. Öyle değil mi? Çocuklardan kurulu bir mahkemede aşçının suçladığı hekim gibi yargılanırım. Bu durumda biri çıkıp da, o hekimi, "Çocuklar, bu adam size çok kötülük etti: Neşterleyip dağlayarak, aç bırakarak, nefesinizi tıkayarak, ne yaptığını bilmez duruma getirererek hepinizi, hele en ufaklarınızı öldürmek istiyor; size acı ilaçlar veriyor, sizi aç, susuz bırakıyor. Oysa benim sunduğum yemekler, tatlılar buna benzer mi?" diye suçlasa, adam ne diyebilir? Böyle bir bela ile karşılaşan hekimin ne diyeceğini sanırsın? Doğruyu anlatmak için, "Bütün bu fena şeyleri çocuklarım, ben sizin iyiliğiniz için yaptım" dese, yargıçlar kurulunda bir gürültüdür kopmaz mı? Nasıl da bağırırlar kim bilir!..
Siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Mar 2012
11 Mar 2012
Milliyetçilik: Bir Din
Modern milliyetçilik ayini, diğer bazı dinlerden daha basittir; ama nispeten genç olduğu göz önüne alınırsa, bu ayin oldukça iyi geliştirilmiştir. Bu ayinin başta gelen sembolü ve merkezi tapınma nesnesi, milli bayraktır. Örneğin Avrupa kıtasında hiçbir şey 18. yüzyılın sonlarındaki Fransız Devrimin’den önce gelmez.
24 Ağu 2011
Laiklik Ve Irkçılıktan Daha Önemli Anayasa İlkeleri
Tanrı’ya Şükran, Adalet, Demokrasi, Dünya Düzeni İdeali..
(Önsöz)
…herşeye gücü yeten Allah’ın inayeti ve özgür bir ulus olarak yaşamak gibi yüce bir amacın itici gücüyle Endonezya halkı bağımsızlığını ilan eder…[Endonezya Anayasası - http://en.wikisource.org/wiki/Constitution_of_the_Republic_of_Indonesia]
… genel refah düzeyini artırmak, ulusun entellektüel yaşamını geliştirmek, özgürlük, kalıcı barış ve sosyal adalet üzerine kurulmuş bir dünya düzeninin kurulmasına katkıda bulunmak için,
- Bir ve Tek Tanrı inancı,
- adil ve uygar insanlık,
- Endonezya’nın bütünlüğü ve
temelinde, halkın egemenliği ile kurulan Endonezya Cumhuriyeti Devleti..
- …akla uygun demokratik yönetim
Başkanlık Yemini(Madde 9)
Endonezya Cumhuriyeti’nin başkanlık ödevlerini elimden gelenin en iyisi ve en adil bir şekilde uygulayacağıma ve anayasaya bağlı kalacağıma, tüm kanun ve yönetmelikleri açıklıkla uygulayacağıma ve kendimi ulusun ve halkın hizmetine adayacağıma Allah’ın huzurunda yemin ederim.
Mutluluğu Kovalamak Ve Gerektiğinde Yönetimi Yıkmak
…Aşağıda gerçekler bizim için gayet açıktır: Tüm insanlar eşit yaratılmışlardır; Yaratan’ları tarafından bağışlanmış, belli bazı vazgeçilemez haklara sahiptirler; yaşam, özgürlük ve mutluluğa erişme hakları da bunların arasındadır. Bu hakları güvence altına almak amacıyla, insanlar kendi aralarında yönetimler kurarlar; bu yönetimler gerçek güçlerini, yönetilenlerin onamasından alırlar; herhangi bir yönetim biçimi, bu hedeflere ulaşmada köstekleyici olmaya başladığında, bu yönetimi değiştirmek ya da düşünmek, yeni bir yönetim kurmak ve bu yeni yönetimin yetkilerini ve dayandığı temelleri, güvenlik ve mutluluklarını sağlayacağına en çok inandıkları bir biçimde düzenlemek ve kurmak, halkın hakkıdır; aslında sağgörü, uzun bir geçmişi olan yönetimlerin sudan ve geçici nedenlerle değiştirilmemesini buyurur; bu yüzden insanların durumlarını düzeltmek amacıyla alışılagelen yönetim biçimlerini değiştirmek yerine, kötülüklere katlanmayı yeğlediklerini deneyimler göstermiştir; ancak sürekli aynı amaca yönelik, uzun bir yolsuzluklar ve zorbalıklar silsilesi, ulusu, mutlak bir despotizme sürüklemek niyetini açığa vurursa, o zaman böyle bir yönetimi yıkmak ve gelecekteki güvenlikleri için yeni koruyucular seçmek, o ulusun hakkı ve görevidir.
…Ve bu bildirinin korunması için, Tanrı’nın inayetine tam bir güvenle, yaşamlarımız, servetlerimiz ve en kutsal varlığımız olan onurumuz üzerine and içeriz.
Sonuç
Tanrıya şükran duyan, özgürlükçü Endonezya ve Amerika Devletleri, Özgürlük Haritasında, tam-özgür, fakat laiklik saplantılı, Atatürk milliyetçiliğine ve ilkelerine bağlı Türkiye Devleti yarı-özgürdür!!
21 Nis 2011
Haliç'te Yaşayan Simonlar - Kitap Notları
Geçmişte ülkemize zarar verdiğini, ülkemize yönelik terör faaliyetlerinin merkezinde yer aldığını veya PKK yi desteklediğini açıkça bildiğimiz Suriye'ye, Yunanistan'a ve benzeri ülkelere karşı biz de Türkiye olarak her halde birçok şey yapmak, bunun karşılığını vermek istedik, ama bu ülkelerde bir grup yaratamadık veya bir eylemsel faaliyete dönüştüremedik.
Bu açık olarak göstermektedir ki, bir ülke içerisinde meydana gelen kargaşanın, terörün ve büyük olayların asıl sebebi, o ülkenin kendi içerisindeki çelişkiler, huzursuzluklar, yönetim ve idari yapısındaki bozukluklar, halkın taleplerinin karşılanmaması, zamana ve çağa uygun olmayan bir yönetim anlayışının hüküm sürmesidir.
Dış güçler sadece bunu kullanmak, bunu tahrik etmek derecesinde faydalanabilir, yoksa bu olayları yoktan yaratma imkânları bulunmamaktadır. O açıdan Türkiye'de üretilen komplo teorilerinin de temeli ve mantığı doğru değildir. (sf:81)
Sonuç itibarıyla geldiğimiz noktada, ideolojik örgütlerin dışarıdan destek ile büyüyüp güçlenemeyeceği ortaya çıkmıştır. Başka bir deyişle ideolojik örgütler sadece örgüt davasına fikren ve kalben inanan insanlar tarafında kurulup güçlenir, öyle kolay kolay dış yardımlarla ayakta tutulamaz. Bu örgütler sadece kendi ideolojileri doğrultusunda faaliyet gösterirler, başka kişi veya devletler kendi amaçları doğrultusunda onları kolaylıkla kullanamaz. (sf:158)
Terörde Bilimsel ve Akademik Araştırmanın Önemi
Araştırmalar ve değerlendirmeler, hiçbir zaman gerçek manada objektif ve ön yargıdan uzak yapılmadı. Yaşanmakta olan olayları 'nasıl önleriz?' sorusu hiçbir zaman sorulmadı. Ülkemizde terörün, siyasi kargaşanın ve toplumsal huzursuzluğun bu kadar yaygın olması ve bu kadar uzun süre devam etmesinin, bu soruna hiçbir zaman bilimsel açıdan yaklaşılmamış olmasından, her şeye önyargılarla ve peşin fikirlerle bakılmasından kaynaklandığı kanaatindeyim.
En önemli yanılgılarımızdan bir tanesi de her derde deva diye kabul ettiğimiz Atatürkçülüktü; ne olduğu bilinmeyen, içinin ne ile doldurulacağı belli olmayan bir kavram. Kendi keyfi fikirlerimizi veya günün koşullarına göre devletin uygun bulduğu uygulamaları Atatürkçülük adına savunuyoruz. Oysa aklın ve bilimin egemen olduğu bir yerde asla dogmalara yer yoktur. Hiçbir fikir tartışmadan muaf değildir ve ebedi olarak değişmeden kalamaz. Eğer Atatürkçülük denen kurallar değiştirilemez, mutlak doğrular olarak kabul edilecekse, bu tür bir kabulün akıl ve bilim ile açıklaması yapılamaz.
Değiştirilemez, mutlak doğruların var olduğu iddiasının kendisi de dogmatik bir yaklaşımdır ve temel laiklik anlayışına aykırıdır. Uygulamaya konulacak her düzenleme, getirilecek her kural, yapılacak her işlem, uygulamalarda uyulacak tüm ilke ve yöntemler mutlaka akıl ve bilimin ışığında değerlendirilmeli, bu ölçütlere göre incelenmeli, tahlil edilmeli ve bu ölçütlere uyduğu oranda hayata geçirilmelidir. Akla aykırı olan, ilme de aykırıdır. (sf:322)
Bu açık olarak göstermektedir ki, bir ülke içerisinde meydana gelen kargaşanın, terörün ve büyük olayların asıl sebebi, o ülkenin kendi içerisindeki çelişkiler, huzursuzluklar, yönetim ve idari yapısındaki bozukluklar, halkın taleplerinin karşılanmaması, zamana ve çağa uygun olmayan bir yönetim anlayışının hüküm sürmesidir.
Dış güçler sadece bunu kullanmak, bunu tahrik etmek derecesinde faydalanabilir, yoksa bu olayları yoktan yaratma imkânları bulunmamaktadır. O açıdan Türkiye'de üretilen komplo teorilerinin de temeli ve mantığı doğru değildir. (sf:81)
***
Sonuç itibarıyla geldiğimiz noktada, ideolojik örgütlerin dışarıdan destek ile büyüyüp güçlenemeyeceği ortaya çıkmıştır. Başka bir deyişle ideolojik örgütler sadece örgüt davasına fikren ve kalben inanan insanlar tarafında kurulup güçlenir, öyle kolay kolay dış yardımlarla ayakta tutulamaz. Bu örgütler sadece kendi ideolojileri doğrultusunda faaliyet gösterirler, başka kişi veya devletler kendi amaçları doğrultusunda onları kolaylıkla kullanamaz. (sf:158)
***
Terörde Bilimsel ve Akademik Araştırmanın Önemi
Araştırmalar ve değerlendirmeler, hiçbir zaman gerçek manada objektif ve ön yargıdan uzak yapılmadı. Yaşanmakta olan olayları 'nasıl önleriz?' sorusu hiçbir zaman sorulmadı. Ülkemizde terörün, siyasi kargaşanın ve toplumsal huzursuzluğun bu kadar yaygın olması ve bu kadar uzun süre devam etmesinin, bu soruna hiçbir zaman bilimsel açıdan yaklaşılmamış olmasından, her şeye önyargılarla ve peşin fikirlerle bakılmasından kaynaklandığı kanaatindeyim.
En önemli yanılgılarımızdan bir tanesi de her derde deva diye kabul ettiğimiz Atatürkçülüktü; ne olduğu bilinmeyen, içinin ne ile doldurulacağı belli olmayan bir kavram. Kendi keyfi fikirlerimizi veya günün koşullarına göre devletin uygun bulduğu uygulamaları Atatürkçülük adına savunuyoruz. Oysa aklın ve bilimin egemen olduğu bir yerde asla dogmalara yer yoktur. Hiçbir fikir tartışmadan muaf değildir ve ebedi olarak değişmeden kalamaz. Eğer Atatürkçülük denen kurallar değiştirilemez, mutlak doğrular olarak kabul edilecekse, bu tür bir kabulün akıl ve bilim ile açıklaması yapılamaz.
Değiştirilemez, mutlak doğruların var olduğu iddiasının kendisi de dogmatik bir yaklaşımdır ve temel laiklik anlayışına aykırıdır. Uygulamaya konulacak her düzenleme, getirilecek her kural, yapılacak her işlem, uygulamalarda uyulacak tüm ilke ve yöntemler mutlaka akıl ve bilimin ışığında değerlendirilmeli, bu ölçütlere göre incelenmeli, tahlil edilmeli ve bu ölçütlere uyduğu oranda hayata geçirilmelidir. Akla aykırı olan, ilme de aykırıdır. (sf:322)
***
Kendi Halkını Yönlendirme Faaliyetleri
Bu ülkede gerçeği görmenin, tarafsız ve objektif düşünmenin en zor taraflarından biri yıllardan beri devletin tüm toplumu yönlendirmiş olmasıdır. Toplumun tümü devletin istediği istikamette düşünüyor, bu istikamete yönlendirilmiş ve buna uygun mantık üretmek, zorunda bırakılmıştır. Toplumun gerçeği görmesi, olaylara objektif yaklaşması çok zordur.
Türkiye'de halk, çok uzun bir zaman süresince, devletin gerek okullarında verdiği eğitimle, gerek bayramlarda düzenlediği merasimler ve törenlerle, gerekse de doğrudan veya dolaylı olarak baskı altına aldığı basın ve yayın organları aracı lığıyla inanılmaz bir biçimde yönlendirilmiş ve tek boyutlu düşünmesi sağlanmıştır. Devletin bilinçli yönlendirmesi ve dayatmasına muhatap olmalarından dolayı insanlar olayları tarafsız ve objektif olarak göremiyor.
Ülkemizin en büyük handikabı, gerçeğin görülüp düze çıkılmasının önündeki en büyük engelin bu resmi ideoloji etkisi olduğu kanaatindeyim. (sf:324)
Bu ülkede gerçeği görmenin, tarafsız ve objektif düşünmenin en zor taraflarından biri yıllardan beri devletin tüm toplumu yönlendirmiş olmasıdır. Toplumun tümü devletin istediği istikamette düşünüyor, bu istikamete yönlendirilmiş ve buna uygun mantık üretmek, zorunda bırakılmıştır. Toplumun gerçeği görmesi, olaylara objektif yaklaşması çok zordur.
Türkiye'de halk, çok uzun bir zaman süresince, devletin gerek okullarında verdiği eğitimle, gerek bayramlarda düzenlediği merasimler ve törenlerle, gerekse de doğrudan veya dolaylı olarak baskı altına aldığı basın ve yayın organları aracı lığıyla inanılmaz bir biçimde yönlendirilmiş ve tek boyutlu düşünmesi sağlanmıştır. Devletin bilinçli yönlendirmesi ve dayatmasına muhatap olmalarından dolayı insanlar olayları tarafsız ve objektif olarak göremiyor.
Ülkemizin en büyük handikabı, gerçeğin görülüp düze çıkılmasının önündeki en büyük engelin bu resmi ideoloji etkisi olduğu kanaatindeyim. (sf:324)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)