Sokrates: Bugün Atinalılar içinde gerçek siyaset sanatını uygulayan bir benim sanıyorum, ya da birkaç kişiden biri benim; ben günümüzün tek siyasetçisiyim. Konuşurken karşımdakinin gözüne dirmeyi düşünmediğim, en hoş olanı değil, en iyi olanı gözettiğim, senin bana öğütlediğin o ustalıkları, o incelikleri kullanmayı istemediğim için, mahkemede söyleyecek bir söz bulamam, Polos'a söylediğim duruma düşerim ben de.. Öyle değil mi? Çocuklardan kurulu bir mahkemede aşçının suçladığı hekim gibi yargılanırım. Bu durumda biri çıkıp da, o hekimi, "Çocuklar, bu adam size çok kötülük etti: Neşterleyip dağlayarak, aç bırakarak, nefesinizi tıkayarak, ne yaptığını bilmez duruma getirererek hepinizi, hele en ufaklarınızı öldürmek istiyor; size acı ilaçlar veriyor, sizi aç, susuz bırakıyor. Oysa benim sunduğum yemekler, tatlılar buna benzer mi?" diye suçlasa, adam ne diyebilir? Böyle bir bela ile karşılaşan hekimin ne diyeceğini sanırsın? Doğruyu anlatmak için, "Bütün bu fena şeyleri çocuklarım, ben sizin iyiliğiniz için yaptım" dese, yargıçlar kurulunda bir gürültüdür kopmaz mı? Nasıl da bağırırlar kim bilir!..
23 Mar 2012
11 Mar 2012
Milliyetçilik: Bir Din
Modern milliyetçilik ayini, diğer bazı dinlerden daha basittir; ama nispeten genç olduğu göz önüne alınırsa, bu ayin oldukça iyi geliştirilmiştir. Bu ayinin başta gelen sembolü ve merkezi tapınma nesnesi, milli bayraktır. Örneğin Avrupa kıtasında hiçbir şey 18. yüzyılın sonlarındaki Fransız Devrimin’den önce gelmez.
12 Kas 2011
Atatürk milliyetçiliği: Dolu mu, boş mu?
Diğer adı ulusalcılık olan bu Atatürk milliyetçiliğinin bugün iki işlevi kaldı: Bir, asker ve sivil bürokratların ayrıcalıklarını, bazen de suçlarını savunmak. İki, 2000'lerin muasır medeniyetini almayı engellemek.
Leyla Zana yazısında kralın çıplak olduğunu söyledim: “’Atatürk milliyetçiliğine bağlı’ [diyor Anayasa Md. 2]: Nedir azizim Atatürk milliyetçiliği, bilen var mı? Bundan daha içi boş ikinci bir kavram duydunuz mu ömrünüzde?” Milliyet’te bir sınıf arkadaşım, sağ olsun, 12 Ekim tarihli köşesinde yer ayırdı. “Kitabını sattı” başlığıyla dedi ki, son baskısını 1999’da yaptığı Atatürk Milliyetçiliği diye kitabı varken ve orada bu kavramı överken nasıl böyle söyler?
Söylerim, çünkü bu kitabı tam 30 yıl önce bitirdim. Özellikle son 15 yıl içinde öğrendiklerim, orada yazdığım kimi şeylerin yanlış olduğunu öğretti. Bu yüzden, 12 yıldır bastırmıyorum.
Söylerim, çünkü bu kitabı tam 30 yıl önce bitirdim. Özellikle son 15 yıl içinde öğrendiklerim, orada yazdığım kimi şeylerin yanlış olduğunu öğretti. Bu yüzden, 12 yıldır bastırmıyorum.
Altı Ok'un durumuyla bitirelim
İki haftadır yeterince yazdığımı sanıyordum: 1930’larda 1930’ların Muasır Medeniyet’ini getiren Kemalizm, 2000’lerde 2000’lerin Muasır Medeniyet’ini almaya köstek oluyor. Ama 30 Ekim gecesi rüyamda ne göreyim, Milliyet’teki sınıf arkadaşım yine yazmış: “Baskın yazısında dönekliği de övüyor… Döneklik başka, fikir değiştirmek başka şeyler. Fikirler elbet değişir, gelişir. Ama değişimin özünde çıkar beklentisi yoktur. Döneklik çıkar beklentisi ile yapılan saf değiştirmelerdir. Bununla övünülür mü?”
Benimle aynı rüyayı Ekşi Sözlük yazarlarından birisi daha görmüş olmalı ki, 863 no’lu entry’de özetle şöyle diyor: “28 Şubat müdahalesi 1997’de oldu… Yani asker[in] … siyasete çizmesini de soktuğu yıl... Bu adam Kemalizm’le ilgili kitabını 1999’dan beri yayınlamıyor. Yani tam o kitaptan asıl para kazanabileceği dönemde kitabını bastırmayı bırakıyor… ‘Yok, artık yayınlanmasın’ dediği kitap, Atatürk Milliyetçiliği. O dönemde kapağa bunu yazıp sayfalarını boş bıraksan bile binlerce satar… Vallahi ayıptır.” Rüya, tabii.
Benimle aynı rüyayı Ekşi Sözlük yazarlarından birisi daha görmüş olmalı ki, 863 no’lu entry’de özetle şöyle diyor: “28 Şubat müdahalesi 1997’de oldu… Yani asker[in] … siyasete çizmesini de soktuğu yıl... Bu adam Kemalizm’le ilgili kitabını 1999’dan beri yayınlamıyor. Yani tam o kitaptan asıl para kazanabileceği dönemde kitabını bastırmayı bırakıyor… ‘Yok, artık yayınlanmasın’ dediği kitap, Atatürk Milliyetçiliği. O dönemde kapağa bunu yazıp sayfalarını boş bıraksan bile binlerce satar… Vallahi ayıptır.” Rüya, tabii.
Lider Kültü, Karizma, Erdoğan ve Demokrasi
Adına “Doğu despotizmi” denen siyasal tutumun kökleri, tarihin derinliklerine giden İran, Mısır, Asur, Babil, Sümer, Japon, Çin, Hint dini geleneklerinde “Tanrı-Kral”; Sami-Semitik, İbrani-Arap dini geleneğinde ise “Peygamber”lere uzanan bir arkaplanı olduğu malumdur. Weber, bu siyasi kişilikleri, doğa üstü/Tanrısal güçlerle ilişkisinden dolayı “Karizma” kavramı ile izah etmişti.
Eski Yunanda böyle bir şey olmadığı halde, pagan Roma krallarının da doğudan etkilenerek kendilerini Tanrı –Kral olarak lanse ettikleri malumdur. Platon, flozofların kral olması gerektiğini savunurken, Aristo demokrasiden yana idi. Hırıstıyanlıktanlık ile birlikte ise, Tanrının yeryüzündeki tezahürü olan Hz.İsa’nın bedeni ve Roma devlet yapısının taklidi olarak Kilise ve Papa, Bizans krallarını kutsayarak onlara meşruiyet tanıyordu. İslam geleneğinde Sünnilik, Peygamberin ölümünden sonra kadim Kabile(Kureyş) Şefliğine/Şeyhliğine dini bir sosla( “Hilafet” adı ile )geri dönerken; Şiilik, Peygamberin Karizmasını “İmamet” Kurumu ile 12 imamda devam ettirdi. Haricilik, Ku’ran’ın özüne sadık olarak “Şura” ilkesine daha bağlı kalmasına rağmen, onu kurumsal bir yapıya kavuşturamadığı için –kendi seçtikleri imamlarını dahi öldürerek- dağılıp gitti. Hz.Ebubekir, Hz.Ömer ve Hz.Alinin kişisel dini hamiyetlerine(raşid) dayanan Hilafet, otuz yıl sonra Osman’ın başlattığı yoğun kabilecilik üzerinden Muaviye’nin politik “lider”liğinde bir isyan ile “Saltanat”a dönüştü. Tarihi süreç içinde Abbasiler, “Hilafet” kavramına geri dönerek kendilerine dini kavramsallaştırmalarla karizmamsı bir nitelik vermeye çalıştılar ise de (Zıllullah-ı filard, Kaim biemrillah, Adudullah, Muiz lidinillah…), fazla etkili olamadı. Selçuklu ve Osmanlı imparatorluklarında ise “Sultan”lar, eski Türk geleneklerine (Şaman- Hakan) yakın olarak daha dünyevi bir konuma sahiplerdi. Osmanlının devlet yapısının Prebendel (himaye-yanaşma) bir yapı olduğunu söyleyebiliriz. Dini otorite, biraz Bizans kilise geleneğinden, biraz da eski Türk geleneğinden etkilenerek “Şeyhulislam”lık olarak yarı seküler-siyasi otoriteye bağlı ve onu meşrulaştırmaya yarayan bir kurum olarak kaldı. Cumhuriyet döneminde ise “Diyanet” aynı işleve sahiptir.
Eski Yunanda böyle bir şey olmadığı halde, pagan Roma krallarının da doğudan etkilenerek kendilerini Tanrı –Kral olarak lanse ettikleri malumdur. Platon, flozofların kral olması gerektiğini savunurken, Aristo demokrasiden yana idi. Hırıstıyanlıktanlık ile birlikte ise, Tanrının yeryüzündeki tezahürü olan Hz.İsa’nın bedeni ve Roma devlet yapısının taklidi olarak Kilise ve Papa, Bizans krallarını kutsayarak onlara meşruiyet tanıyordu. İslam geleneğinde Sünnilik, Peygamberin ölümünden sonra kadim Kabile(Kureyş) Şefliğine/Şeyhliğine dini bir sosla( “Hilafet” adı ile )geri dönerken; Şiilik, Peygamberin Karizmasını “İmamet” Kurumu ile 12 imamda devam ettirdi. Haricilik, Ku’ran’ın özüne sadık olarak “Şura” ilkesine daha bağlı kalmasına rağmen, onu kurumsal bir yapıya kavuşturamadığı için –kendi seçtikleri imamlarını dahi öldürerek- dağılıp gitti. Hz.Ebubekir, Hz.Ömer ve Hz.Alinin kişisel dini hamiyetlerine(raşid) dayanan Hilafet, otuz yıl sonra Osman’ın başlattığı yoğun kabilecilik üzerinden Muaviye’nin politik “lider”liğinde bir isyan ile “Saltanat”a dönüştü. Tarihi süreç içinde Abbasiler, “Hilafet” kavramına geri dönerek kendilerine dini kavramsallaştırmalarla karizmamsı bir nitelik vermeye çalıştılar ise de (Zıllullah-ı filard, Kaim biemrillah, Adudullah, Muiz lidinillah…), fazla etkili olamadı. Selçuklu ve Osmanlı imparatorluklarında ise “Sultan”lar, eski Türk geleneklerine (Şaman- Hakan) yakın olarak daha dünyevi bir konuma sahiplerdi. Osmanlının devlet yapısının Prebendel (himaye-yanaşma) bir yapı olduğunu söyleyebiliriz. Dini otorite, biraz Bizans kilise geleneğinden, biraz da eski Türk geleneğinden etkilenerek “Şeyhulislam”lık olarak yarı seküler-siyasi otoriteye bağlı ve onu meşrulaştırmaya yarayan bir kurum olarak kaldı. Cumhuriyet döneminde ise “Diyanet” aynı işleve sahiptir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)